Biz Kırşehir Kürtleri'nin Müzikle Olan İlişkileri Üzerine !

Elî ji gûnde Otko



İnsanoğlu bilinci yettiğinden beri doğadaki ve kendinin çıkardığı seslerden duyu yoluyla hep zevk almıştır. Homo Sapiens, yetilerini geliştirdikçe kültürünün denizi damla damla suyla dolmuştur. İlkin kendi çıkardığı seslerden, sonra çevresinde zaten var olan anlamlı ezgileri ruhuna armağan etmiştir.

Bu işi o kadar geliştirmiştir ki sesi ona yetmez olmuştur. Etrafındaki cisimlere vurarak ritmi keşfetti. Buradan yola çıkarak müzik aletleri yapmaya başladı. Gittiği her yere bu aletleri kullanabilme kültürünü beraberinde götürdü.

Tıpkı Mezopotamya da yaşayan halklar gibi. Kürtler asırlarca boyunduruk altında bulunmaları, kendilerine has yaşam tarzları, coğrafik sirkülasyonlar vb. gibi nedenlerle duygu belleklerini korumayı başarabilmişlerdir.

Geçmişimize dair olayları tarih sayfalarına kaydetmede en önemli lokomotif özellikle hikaye anlatıcılığı yani dengbejî liktir. Resitatif okuma dediğimiz, konuşmaya çok yakın müzikal icra tarzı biz Kürtlerde oldukça yaygındır. Bu teknikle uzun olan söz bölümlerinin dar bir ses aralığı ile konuşur gibi; aşkı, tabiatı, savaşı, ölümü, sosyal çekişmeleri dinleyicisine aktarır. Uzunhavalar Serhewa ise armoni bakımından daha zengin ve makamsal özellikler taşır.

Anadolu ya gelen Kürtler ise heybelerinde Kilam ve Stran ların yanında Şîn geleneğinide beraberlerinde getirdiler. Sözlü olarak aktarılan Kürt tarihinde, Çirokbéj ler yada bunu müzik aracılığıyla yapan Dengbejler gezgin tabiatlarıyla oradan oraya serpiştirdi. Yeni bir dille tanıştı Anadolu toprakları. İlk kez duydukları bir hikayeyi, ağıtı, türküyü hemen hafızalarına alacak kadar yetenekliydiler onlar.  Yaşadıkları anlık duyguları (ölüm, biyografi, aşk vb.) doğaç müzik tekniğiyle havalandırdılar.

Hele ölümlerde söylenen, yürek parçalayan, söyleyenin doğaç duygu boşalması diyebileceğimiz   Şîn i (ağıt), daha sonrasında bunu unutmayıp bir başkasının ölümünde cimata (topluluğa) söyleyebilmesi ayrı bir sosyo-müzikal icra tarzıdır.

Serbest tarzda, genelde aritmik melodilerle söylenen bu form çok yaygındır. Ancak, ritmik ve makam özelliği taşıyan müzik eserlerine Kırşehir Kürtleri`nde rastlamak pek mümkün değildir. Konya, Ankara, Kayseri gibi çevre Kürtlerde, sözlü gelenek ve derleme-düzenleme yoluyla müzik eserlerine ise çokça rastlanılmaktadır.

Aynı kültürel özellikleri taşıyan Kırşehir Kürt toplumunda bunun bıçakla kesilircesine olmaması son derece ilginçtir. Oysa dans (halay) müzikleri bu coğrafyada melodik-ritmik bir tarzda toplumda oldukça rağbet görmektedir. Bu aynı zamanda Edebiyatında sözlü gelenek olan bir kültürün müzikal anlamda da enerjisini enstrümantal dediğimiz aktarım şekline dönüştürmüştür.

Diğer yanda Kırşehir yöresi Türkmen ve Kürtlerin bir arada yaşadığı bir bölgedir. Kürt düğünlerinde müzik yapan kişilere Gawanda (Gewende) ismi verilmektedir. Bu sanatkârlardan, Gêdar (Pöhrenk), Sêrek, Ûcqî (Üçkuyu) gibi köylerde geçmişte yerleşik hayata geçmiş olanları vardır.

Yörede bilinen isimlere ise: Zirnecî Qûtik, Heyderê ji Sêrekê, Mistoyê ji Gêdarê û Lawike wî Esmoîl, Şêxbil-Mîfik aşiret düğünlerinin vazgeçilmez ustalarıdır. Kendilerine has tarzlarıyla düğünlerde kulak dolduran virtiözlük ler sergilerler. Son dönemlerde Haymana yöresinden gelen, Davul-Zurna ustaları yöre müziklerini repertuarlarına alarak hemen tüm düğünlere davet edildiklerinden yerli ustalar pek rağbet görmemektedir.

Müzikle yoğun bir şekilde uğraş veren Türkmenler (Teber Aşireti), Kürtler gibi bu topraklara sonradan gelmişlerdir. Teberlerde müzikal beceri oldukça gelişkindir. Bunlardan bir kısmı günümüzde hala müzik icra ederek hayatlarını bundan kazanmaktadırlar. Müziğin bu kadar yoğun olduğu bir coğrafyada Kürtlerin eserler bırakamaması oldukça ilgi çekicidir tabii.

Kırşehir çevresinde düğün vb. gibi toplantılarda çalgı çalan kişilere  Abdal denir. Yazın düğünleregiderek, düğün sahibi ve misafirlerden topladığı bahşişlerle hayatlarını devam ettirirler. Abdal’ların yaptığı işe pek ciddi bakılmaz. Bu kimselerin toplumda saygın yerleri olduğu söylenemez. Günü kurtaran, hayat stratejileri olmayan insanlar olarak görülürler. Bu paragraftaki toplum bakışı, müziğe olan bakış açısını da etkilemiştir. Enstrüman çalan ya da söyleyen kişilere, Gawanda mı olacaksın ? tarzında yaklaşılmaktadır.

Bu tabiri kimse üzerine almak istemediği için, yeteneklerini yada bu konudaki isteklerini bastırmaktadır. Oysa Kürtler gerek icra gerekse şan (ses) konusunda oldukça gelişkin eserler vermişlerdir tarihlerinde. Günümüzde ise gençlerin çeşitli etkileşimler sonucu muhtelif enstrümanları öğrenmek için çaba sarf ettikleri, hatta profesyonel anlamda kendilerini geliştirdikleri ise bilinmektedir.

Yani geçmişten kalan tabular yıkılmaya başlamıştır. Sosyal-uysal diyebileceğimiz toplumumuz artık kendi değerlerinin farkına daha çok varmakta, kültürüne daha da sahip çıkmaktadır. William Shakespeare in de dediği gibi Bir ulusun türkülerini yapanlar yasalarını yapanlardan daha güçlüdür.

Bu bilinçle müzikal uğraşı veren herkesin, üzerine düşeni yapması, tarihine verebileceği en güzel armağan olacaktır.

Elî jı gûnde Otko

              


 
Malpera Kurdên Kirsehîrê © 2005
Design by Xalîkan