SİTE KURULDU
Ji Nû We Merheba !
Site kuruldu kurulmasına da biz bir şey yazamadık. Sitenin ayakları yere değip hendik-hendik emeklemeye başlamasına karşın, hala bizlerde bir ses yok. Sevgili Fikret Yıldız`ın hakkını yemeyelim. O şeytanın ayağını kırdı. Zar û Ziman köşesine o güzel yazıları çoktan astı. Yorum ve tepkileri gelmeye başladı bile.
Dedim ya, bizde halen bir ses yok. Ne yapacağız şimdi? Biz, dediysek ben kendimi kast ediyorum. Diğer arkadaşların ne düşündüklerini, nelerle uğraştıklarını bilemiyorum. Bildiğim oldukça yoğun oldukları. Ama bu çok “önemli işlerini” halettiklerinde aniden ses verip, birbirinden güzel yazılarını ileteceklerinden eminim.
Neyse biz (ben) kendi derdimizle ilgilenelim.Bu köşede “ne yazsak iyi olur ? ” sorusu beni hayli meşgul etti desem yalan olmaz. Hatta yer yer yordu.Köşenin adı Ji Vir û Ji Wê yani “Bizden Sizden”. Anlaşılacağı gibi sadece benim yazmam gerekmiyor. Okuyucularında bu köşede hakkı var. Şimdiye kadar sizlerden bir şeyler gelmediğine göre yine iş başa düşüyor.

Wêne: Lokman Salman
Sevgili Mila'ya daha baştan, site konseptini hazırlarken “ben olmasam, iyi olur” dediysem de, bir laf geçiremediğimi de biliyorum. “Bir daha mı desem acaba?” diye aklımdan geçmiyor değil. Alacağım yanıtı bildiğim için söylemekten vazgeçiyorum.
Ne mi der ? İşte onu iyi biliyorum. Söyleyecekleri üç aşağı beş yukarı şunlar olacaktır:
“İşi karıştırıp zorlaştırma. Kaç aydır emek verildi, tartışıldı ve ortaya iyi kötü bir konsept çıktı. En ufak detay bile kılı kırk yaran polemiklere kurban edildi. Her şeyi yeni baştan ele almaya niyetim olmadığı gibi zamanımda yok. -Ben yazmasam olmaz mı?- diyorsun. Ben de olmaz diyorum. Bari bu konuda istikrarli olmayi deneyelim” der ve keser atar.
Ardından gayet sakin bir ses tonu ile “bizimkilerin” “bilinen hallerini” uzun uzun analizlere tabi tutar ki öyle sıradan basit analizler de değildir bunlar. Derlesen toplasan gelecekteki toplum bilimcilerimize ilham kaynağı olacak cinsten analizler desem fazlaca abartmış olmam. Ayip olmaz ise-ki olmaz o kadar kredimiz var- bir kaçını yazayım da bana siz de hak verin.
“Gayet istikrarsız bir geleneğe sahip olduğumuzu, verilen sözleri anında değil neredeyse bir yılda yerine getirdiğimizi...
Canımız keyfimiz isterse kaf dağına çıkacağımızı, istemez ise şuradan şuraya adım atmayacağımızı...
Normalde onbeş dakika sürecek bir ziyareti 6 veya 7 saate sığdırma marifetine sahip olduğumuzu...
E Xelke, kırkında baharını yaşarken bizim yaprak dökümü misali Kal û Anikê (dede-ebe) ayaklarına yattığımızı...
Artık çaıdaş dünyada, zamanın kiymeti açısından günlük yaşamı disipline diye bir şeyin olduğu tezini çürütmek için elimizden ne geliyorsa ardimiza koymadığımızı...
Sonradan bakıldığında bir bütün olarak yaşamımızı komşuyu, akrabayı tanıdığı, falanı filanı kür etmeye hasır ettiğimizi...
İlk tanışmamızda sorulmadığı halde, sülalemizde ne kadar doktor, avukat, mühendis varsa sanki kendimiz emek vermiş okumuşuzda usanmadan siraladığımızı...
Dilini, kültürünü, tarihini ve haklarını merak edenlere, vicdanını ve onurunu ezdirmeyenlere kuşku ile yaklaştığımızı,
Fırsat ele geçince özellikle arkadan Li lo we xêre ? , Ji tirka çî me kême ? Here, yorim here ! li işê xwe mezekin, ke ji me çi xwastîye ? sorularını arka arkaya sıraladığımızı...
Çocuk eğitimi diye bir bilim dalının olduğundan torun sahibi olunca haberdar olduğumuzu...
Falan sıralayacak ki ağır mı ağır, altından kalkılması gayet zor itham ve yorumlar olacak bunlar. En iyisi sesimi çıkarmayayım da son zamanlarda kendimi zorlayarak edindiğim “bizimkileri sevme, anlama ve yer yer hak verme” güdülerim yeniden yıpranmasın.
Bu arada; senin resminin üzerine basınca, neden yazı çıkmıyor? içerikli mail ve telefonlarla gelen sorulara ne demeli ? Yalan olmasın. Elektronik Posta kutum bu tür maillerden dolayı iflas bile etti. Sanki önceden anlaşmışlar mübarekler. Hepsinde ortak soru: Nerede senin yazı ?.
Beni en çok duygulandıran da yeğenlerimin ve yakın akrabalarımın yarı duygusal serzenişleri oldu. Pismam, Apo, Xalo, Xarzi, li-lo , hitap kelimeleri ile başlıyor uzun mektubumsu mailler. Devamla:” Biz eşe, dosta, tanıdıklara, selam verdiklerimize haber uçurduk, aman internete girin ve bir bakın, yeni bir site kuruldu diye. Fakat sen ne yapıyorsun ?” deyip şu yorumu da ekleyiveriyorlar. Orjinalini yazayımda daha iyi anlayın; De were li bin resmî te da tiştek tune. Tu dixwazî me rezîl bikî. Em malwatek navdar in. Weng nawe. Mêzeke, yê xelkê çing dinivîsînin. Çir tikî bike, tiştinî pe vir da ke. Resîm jî newîye. Bimbareko, ku tu resime te din tunene ku tu wî tikî vira ? içerikli cümleleri peş sıra kurarak bana serzenişte bulunuyorlar.
Evet... değerli vede muhterem akrabalarım içerisinde bir münakaşa başlamış ki nasıl. Burda en çok da yeğenlerimin durumuna üzüldüm. Ankarada ki evimizde olan veya olacak muhtemel tartışmaları tahmin ettim, kafamda canlandırdım bir an.
Yeğenlerimin bu üzgün duruşları babamın dikkatini çekmiştir. Ne var ? Ne oluyor? diye sormuştur babam. Onlarda bir bir anlatmışlardır durumu. Babam her zaman ki gibi hazır olan yanıtını yetiştirmiştir . “ Yahu yazmayı çizmeyi çok sever amcanız, zaten işi gücü odur. Bakın bu duruma benim de aklım ermedi. Tamam... tamam...şimdi oldu... durun hele, kesin unutmuştur, evet evet amcanız unutmamış olsaydı yazardı... sabahlara kadar bilgisayarın başında oturduğunu ben bilirim, yazmayı da çok sever ha !...”
Bu arada anneme aniden dönerek Ne weng e Zêzê ? der ve devamla, “Hele öyle üzgün üzgün oturup durmayın, telefonla bir daha arayın vede güzelce hatırlatın. Ben bilirim onu kesin unutmuştur canım . “ diye komutlar bile vermiştir yeğenlerime.
Babam, benim unutkan olduğuma yüzdeyüz inandığından her problem çıktığında bu zaafımı neden gösterir. Annem bu konuşmalar sonucu çıktığını tahmin ettiği tansiyonunu ölçmek için yanından hiç eksik etmediği kırmızı bez torbasından digital tansiyon aletini çıkarıp, sol kolunu sıvarken gayet sakin bir ses tonu ile lafa karışmıştır.
Yaw ! we xêr e ? ji lêwik çi dixwazine? Wengê qole ye xerê şûno wî hun binivîsînin. Qey ê rokê binivîse, dunê ne şewitî, bi kê çi hatîye ?, çir bûye? ku hûn viqas dirêj dikine.
Babam annemin bu çıkışına; “kadın mileti çocuklarına karşı saflık derecesinde neden bu kadar anlayışlıdır aman allahım ?” diye içinden geçirirken sessiz de durmamıştır yani.
Cikê li vê mêzeke ! Lê kê vê ra gotîye here resimî xwe pe wir da ke. Madêm te şor dayê, wûne şûnê. Merî mêrê li paş şorê xwe bisekine. Tu jî tewêyî qêy ê binivîse ! Kîng e ? Annem tansiyon aletinin çıkardığı sesi bastıracak bir biçimde cevabı hemen yetiştirmiştir babama. Mitik di kompîture keve, qeramor lê were. Lawikê her ro deha saeta disûxle. Niha herê ji îş wexît nedî. Te jî resim dî, gepê xwe pûç bûne. Kîloyê dayî ye. Se meha ber vê gepê xwe hîn ê perçiftî wûn. Bûk jê dişûxle. Niha dest ne gand ku jê ra şîveke bikelîne.

Yeğenlerim, Ebe ve Dedelerinin bu tür dialogsal sürtüşmelerine alışkın olduklarından sessizce dinlemişlerdir. Babama ara sıra hak vermeyi unutmayarak tabi. Bu arada evin zili çalmıştır. Yeğenlerimden birisi kapıyı açmaya giderken diğeri annemin uzattığı tansiyon aletinin ekranındaki sonucu okumaya çalışmıştır.
Yüzelliüç Ankê sayısını duyan annem kendi kendine, Helo, helo, xêre weng hendik derket? Gawadinî kurik seri li min biqetê. Va xuya ji kûr te ? Ber çavê min reş bû. Nizam şekir derket. Li lê cikê aletî şekir bide.
Annem ev doktorunun aksine yüzelli`ler de seyreden tansiyonu hep düşük görmüştür. Çok daha yukaridakilerle muhattap olduğu için yüzelli bazen onu sevindirmiştir de. Bu baş ağrısı şekerden geliyordur diyerek bu sefer sekerini ölçmeye yeltenirken açılan kapıya bakmış, bu saatte kimin geldiğini bildiği halde yine de sormadan edememiştir.
Ew kî ye ?
Gelen muhterem dayımdır. Öğlen vaktinde erkenden camide olmayı prensip haline getirdikleri için babamı almaya gelmiştir. Babamın henüz ayakabılarını ve ceketini giyip hazır halde beklemediğini görünce meraklanmıştır ve sormuştur.
Ew çi ye Hecî ? tu hîn ne hazir î. Ro çu, de zû ke. Camî ti ji bû. Ji kizilcîhemamlîyada şûn ji me ra name, de zû ke.
Bu klasik telaş rollerine alışkın olan babam, dayımın yetmişinden sonra peydah olan namaz ve cami merakını düşünüyordur o an. Kapıdan içeriye laf yetiştiren dayımın gözü şekerini ölçen anneme takılmıştır ve; Ew çi yê Zêzê ? tansîyona te dîsa derket çi ye ? Va yî heft menî tiştên vi te ra got? diye sormuştur. Annem bu sorunun içeriye geliyorum ayağa kalkın anlamına geldiğini bildiği için şeker ölçme aletini yana doğru iterek, esarpınıda düzelterek ayaga kalkmistir.
Misafirler için hep derli toplu tuttuğu oturma odasının kapısını açarken dayımın sorusuna her zamanki klasik cevabını yetiştirmiştir.
Na lo, tenikî serê min tiêşe. Tiştek tûne. A niha here. Were were rûne, ji nimê ra wexitê hîn heye.
Muhterem dayım bu yanıtın bir kaç dakikalık ziyarete davet anlamına geldiğini bilecek kadar deneyimli olduğundan vede camide en ön sırayı Kızılcahamamlılar`a kaptırdığına inandığından, onsekizlik delikanlılara taş çıkaracak bir çeviklikle sol elini kapının pervazına dayayarak sağ eli ile ayakabı bağcıklarını bir ahenk içerisinde çözerek ayakkabılarını çıkarıp doğru oturma odasına yönelmiştir. Babam dayımın ardından odaya girip lafı hemen kapmıştır.
Nede olsa Tosunburunlular`ın Terziyanlılar`ı küçük gören bu yedi aylık salvosuna cevap vermek zorunda hisetmiştir kendisini. Na... lo ezê xêrnedî ji tirsa we şûdikim tiştekî bêm. Mala Benê Esîlzade ne, ku kî şorek jê ra bê, devê lê meri çexbe. Mesela dîsa xarzîye te. Ji xarzîya te sirê te min ku tu wê pirs dikî. Xarzi'sine söylenen lafların aslında kendisine söylendiğini bilir dayım. Ve hemen savunmaya geçmiştir.
Bi xarzî min çi hatiye?. Wekî Zêre. Mîna mêra li Alamên dişûxle. Mîna qado miqatê pêra xwe. Xwedê neke, mîna te bûya mê çire kira ?
Babam, dayımla hemen hergün atıştıkları mevzide mutad atışlarına başlamak için derekap cevabı yetiştirmiştir. Hele cikê le vî mezeke. Derdê xwe tim ez im. Emê wê nawenî. Xarzîye di Xalika herin. Ew jî di te çûye. Ezî we dizanime ca va meseleka dine.
Bu başka bir mesele kelimesi, işin ciddi olduğunu dayıma hatırlatmaya yetmiştir. Şakanın sırası olmadığının ayırdına vararak işin doğrusunu öğrenmek için merakla sormuştur.
Êê de bên. çir bû ? tiştinî neçê heye ? tiştek hatê serê ? Bi kûrika tiştek bu ?
Babam Na yaw, mesela xarzî te. Li kompîtûre hîn tiştek ne niwîsandîye. Wanê merak dikine, ezî tewê me, niha bîr kir xeberê pê din, xwangê te jî te wê wexta xwe tune. Em jî şaş bûne çi bi wênî. Ji bo wê tenikî tensîyone xwe derket.
Bu tür konuşmalarda genelde dinlemeyi yeğleyen annem ağabeyinin varliığından hafif kuvvet alıp lafı yetiştirmiştir. Ne tensîyon e. Tensiyon sedûpênce derket herhal şekir e . Tansiyonun düşük çıkmasına babam da şaşırmıştır. “Evin reisi halen benim” mesajını vermek için ses tonunu yükselterek anneme; Ê hîn çi çav dikî êlêt hûne, em cikê li wê jî mezekinî. Wexta me nema !. Şekerin de annemin ölçülerine göre normal çıkması oturma odasında oturanların hepsini şaşırtmış, bu baş ağrısının nereden geldiği konusunda en uzman doktorun dahi papucunu dama atacak yorumlar başlamıştır artık.
Son yıllarda namaz vaktini hemen hiç kaçırmamış olan babam deminki telaşından eser kalmayan dayıma dönerek , De rawe de rawe, nimê çû ! sira siftê kete dest kizilcîhemamliya, sirê dina ji niha bi dest Çanqirilîya kevê. Wana niha xwe gihande camîye . Şûn ji mera namê. dedikten sonra aniden ayağa kalkmıştır.
Ayakkabılarını giyerken yeğenlerime de dönmüştür ve açık kapidan kimse duymasın diye alçaltığı sesiyle yeğenlerime "Amcanızı hemen telefonla arayın! Annenin tansiyonu üçyüze şekeri de yirmiye çıktı deyin! Sebebi de sensini ekleyin! Ne oldu. Canı bir şeye mi sıkıldı? diye sorar. O zaman yazını halen göndermemişsin. Annen çok üzülüyor dersiniz. Bakın bakalım bir kaç saatin içerisinde nasıl gönderiyor yazısını..."
Dedikten sonra dayıma dönerek, "Haydi, Heci haydi, Çankırılı'lar sırayı çoktan kaptılar. Koşalım belki iki kişilik yer kalmıştır ön taraflarda ...! "
Vahit Duran
|