Üçkuyudan Haci Arif Avcı ile “Axze Çole” ve gecmişimiz üzerine sohbet (1. Bölüm)

  Aşağıda okuyacağınız röportaj, bu yılın(2006) yazında Üçkuyulu Hacı Arif Avcı ile sohbetimiz esnasında alınan ses kaydının bir derlemesidir. Sohbetimizi yazıya dökerken, olabildiğince orjinal haline sadık kalmaya çalıştık. Hatta konuşma sırasındaki vurgular ve betimlemeleri de yazıya dahil etmek için çaba gösterdik. Burada ki amacımız, hem gayet sıradanmış gibi görünen günlük sohbetlerin içinde barındırdığı geçmişe ait ipuçlarını doğal ortamındaymış gibi okuyucuya sergilemek, hem de alışılagelmiş röportaj kalıplarının dışında anlatılmak istenileni olduğu gibi verebilmekti.

Hacı Arif Avcı ile önceden bir tanışıklığımız olmamasına karşın, Kırşehir merkezde ki Çöl Köylülerinin birbirleriyle olan gayet gelişmiş iletişim ağları beni O’na götürdü. “Üçkuyu Köyü hakkında bilgi alabileceğim  kimler var?“ sorusuna cevap olarak Hacı Arif Avcı’yı söylediler. Biz de oğlu Mustafa Avcı ile beraber evlerine konuk olduk. Ayrıca  katkıları ve misafirperverliği için Mustafa Avcı’ya buradan teşekkür etmek istiyorum.

İlgiyle okumanız dileğiyle!

Mila Kara
 


Haci Arif amca kusura bakma seni biraz yoracağız !

Yok… yok yeğenim. Ne yorulması, gel hele otur bakalım. Çay iç, kahve iç. Telefon ettiler misafirin var diye. Söyle bakalım kimlerdensin tanıyamadım da...?

Araplı’dan amca. Mala Maçe’lerden.
Mala Maçe, pek çıkaramadım, ha dur !  Rahmetli Hopo’nun kabilesi mi yoksa ?.

Evet. Hopo amcam olur.
Amcanmı ? dur yahu... Hopo benim elli senelik bir dostum arkadaşımdır. Sen şimdi onun yeğenisin demek.

Evet. Yani Karalardanım.
Cevdet Kara’da sizlerden. Cevdet’de iyi bir adamdı ama Hopo gibisi yoktu. Buyur. Hayırdır. Kötü yaramaz bir iş yoktur inşallah.

Yok... yok... amca. Niye kötü ve yaramaz bir şey olsun.  Üçkuyu ve köylerimiz hakkında seninle sohbet etmeye geldik.
Hoşgelmişsiniz, buyur... hangi konuda ise sor.

Amca... biz çöldeki köylerin tarihini, yaşanmış önemli olayları araştırıp kayıt altına alıyoruz. Onun için sana biraz zahmet çektireceğiz.
Ha … İyi güzel.  Aferin, demek köylerin tarihini araştırıyorsunuz?

Evet.  Üçkuyunun tarihini bilirse ancak Haci Arif bilir, köyün en yaşlısı odur dediler.  Sende sağolasın yok demedin.
Ne münasebet canım. Tanrı misafirisin. Hemde can dostum Hoponun yiğenisin. Bak ne güzelde geçmişimizi  araştırıyormuşsunuz. Yok demek olurmu? Fakat… sen bundan bir kaç sene önce gelmeliydin. Ben şimdi biraz yaşlandım.

Daha dinçsin Hacı Arif amca. Yaşın seksen dediler, ama maşallahın var hâlâ.
Kulak asma, dışarıdan öyle gözüküyor. Eskisi gibi değilim. Helede bu sene çok kötüledim. Neyse şimdi beni bırakalım. Hem çayını hiç hemde meseleye gel.

Mesele …!  istersen hemen Üçkuyu dan başlayalım.
Tamam başlayalım canım. Hele sen bir sor ki

ÜÇKUYU KÖYÜ

Çoğumuz Üçkuyunun Tatar köyü olduğunu biliriz.
Evet doğru bilirmişiniz.

Biraz anlatırmısın ?
Köyü kuran Tatarlardır. Ama çok önceleri buraya gelmişler.  Yani eskiden,  biz daha buralarda yokken. İlk önce Tatarhöyük denen yer varya…  Çidalıyla aramızda bulunan bölge. Orada otururlarmış.  O zamanlar köyün yanında bir deremi, akarsumu varmış onun etrafında bulunurlarmış yani. Sonradan kuraklık falan olmuş dere kurumuş. Köyün bugünkü yerinde üç tane kuyu var. Bizimkiler davar falan sularlarmış bu kuyularda.

Bizimkiler derken?
Bizimkiler derken büyüklerimiz yani. Aslen biz Pöhrenkliyiz. Pöhrenk şimdiki türkçe adı, asıl adı Gederdir. Efendime söyliyeyim. O zaman onlarda gelip yerleşmişler.

Köyün bugünkü yerine gelip yerleşmişler yani ?
Evet aynen öyle.

Tatarların anavatanları Kırım olarak bilinir. Nereden, nasıl ve ne zaman gelmişler bir bilgin varmı?
Kırımdan geldiklerini bizde biliriz. Fakat niye gelmişler ne zaman gelmişler onu ben bilemem. Tabii bunlar elinden iş gelir, zanatkar insanlardır ha.

Evet.  Bende duymuştum. Osmanlı zamanında Nalbantçılık falan yaparlarmış.
Nalbantçısıda varmış, Demirciside, Kalaycısıda. Köy o zaman 70 hane olduğu halde sanki bir şehir gibi kalabalık ve canlıymış. Gelen giden çok olduğundan işlek bir köymüş. Yani çok çalışkanlarmış.

Bizden evvel geldiklerine şüphe yok tabi.
Tabii canım. Bizden çok önceleri, gelmişler. Bizimkiler geldiğinde Tatarlar varmış yani.

Peki bizimkiler nasıl yerleşmişler bir sorun falan olmamışmı ?
Biraz öncede söyledim ya.  Dere kurumuş. O zaman büyük bir kuraklık zamanı olsa gerek. Sular kurumuş işte o zaman bizimkilerde demişler ki sizlere bir çeşme getirelim, beraber kullanırız diyerekten falan gelmişler. İlk önce üç aile yerleşmiş . Sonradan nüfus çoğalmış.  Köye gelen yarleşen başka aileler olmuş. Tatarlarda zamanla bölük bölük köyden göçmüşler. Bizimkiler kalmış anlayacağın.

Tatarlar köyden neden gitmişler peki ?
Valla tek onlar değil çölden çok giden olmuştur her zaman.  Geçim derdinden büyük şehirlere çalışmaya giden oldu. Kimiside yılmış.  Konya tarafındaki akrabalarının yanına göçende olmuş. Neydi o köylerin adı.... ha hatırladım. Ağıyen, Şeker, Kırıkkuyu. İşte oradaki akrabalarının yanına yerleşmişler zamanla. Bunlar Konyanın köyleridir.

Evet biliyorum amca bu köyler Kulu ilçesine bağlı köyler.
Doğru. Sen nerden biliyorsun daha yaşın genç ?

Orada arkadaşlarım var, onlar bahsetmişti.  Kuludaki Tatar köylerine Kırşehirden aileler göç etti diye. Peki Üçkuyuda şu an Tatar olan aile varmı ?
Var canım. Olmaz olurmu.  Ne bilim 5 veya 6 hane vardırlar. Zaten köyde oturan aile sayısı 20-25 kadardır.  Kırşehire taşınanda var tabii.

Şuan ki aileler kimlerdir söyleyebilirmisin ?
Şimdi benim zamanımda üç ev gitti. Neydi adları ha Mehmedî Hacî`nin evi gitti. Köken olarak Haci Şükrü gil bir kabile. Şuan oturanlarda  Süleymanın Evi derler onlardanlar. Soyadları Polat. Hecelî gil Mito, Şixo işte  o ailelerin hepsine “Süleymanın Evi” nden derler.

Süleymanin Evi !
Ramazan var Şaban Nazım var. Yani Süleymanin Evi derler.  Aslında onlar hepsi bir babanın çocukları.

Bizimkiler Gêder`den gelme demiştin ?
He .. çoğu ama hepsi değil. Çevirmeden, Çanakpınardan gelende var. Ama çoğu ve ilk gelenler dediğim gibi Gêder`den gelme.

Sebeb nedir ?
Geliş sebebi  ? hani orası dere ya... fazla rahat edememişler herhalde.  Bizim bura biraz düzlük olduğundan.

Üçkuyuda ki malvatları saymak istesek Hacı Arif amca hangisinden başlardık.
Sen merak etme. Hele bir çay daha iç. Sayarız ne olacak zor bir şeymi ki.  Şimdi Mala Mestik`ler var, bu kabilenin soyadı Doğandır. Mala Hamzika`ler var onların soyadıda Denizdir. Sonra efendime söylim Qerehesen (Karahasanlar) var onların yarısı hala Pöhrenktedir, soyadlarıda Öztürktür. Sonra biz varız Mala Mome soyadımızda Avcı. Bizim kabileden olup başka soyadı alanlarda var tabii. Bozkurt, Kangal. Sonra sonra....

Taş lar var birde...
Ha... onlar Çanakpınardan sonradan gelip yerleştiler. Hecî Esen gil var Altıntaş. Kalî Êxa ha onları dedik Mala Hamzıka`lardandırlar. Polatlar var biraz öncede söyledim Süleymanın Evi. Onların soyadıda Polat dır. Başka kim vardı ?

Kendini yorma Haci Arif amca aklına geldikçe söylersin. Ben bu arada şeyi soracaktım. Köyde kuyu tepe ağaç falan isimlerini.
Bak şimdi iyi dinle.

Dinliyorum amca...
Bizde ağıl çoktur. Koyunculukla uğraştığımızdan bizde ağıl çoktur.

Evet...
Havşê Elî Reş var, Havşê Olî Mastike var. Havşê Hope var. Dikiltaş dediğimiz yer var bunlar Hevş yani ağıl. Koyunları orada sular ve sağarlardı. Kuyu olarakta Bîrê Male Mehmkî Omi Xecê var. Bîrê Male Kinê var. İsmailin Kuyusu var. Tepe ismi dedin onlarda Gire Fasile var Araplıya doğru giderken önüne çıkar görürsün. Gire Teter var Çiğdalıya doğru. Gire Reşike var. Bir Tatarında daha vardıya... ismi neydi ? Ha birde Dülge var Çevirme yolunda. Hatunoğlu ile aramızda Sekmezler var. Sekmezlerde zamanında bir adam vurmuşlar. İsmide Xelit miş. Adı üstünde ya Xelid Bey dağı deriz. İşte Fezê ÇetêlKeviri Reş falan var.

Valla maşallah amca, yaşlandım diyorsun ama baksana hepsini bir çırpıda saydın
Saymamak olurmu çocukluğumuz geçti hep buralarda. Bizim unuttuğumuz hatırımıza gelmeyen başka şeyler.

Eskiden nerde namaz kılarlardı. Cami yokken kimlerin odalarında kılınırdı.
Tatarlar bu işleri çok iyi bilirlerdi. Onlar kıldırırdı namazı. Bizikiler pek bilmezdi bu Kur’an okumasını falan. Cami de 1955 yılında yapıldı. O zaman muhtar bendim. Benim zamanımda yapıldı yani.

Cami yokken odalarda kılınırdı demek namaz.
Evet. Bazı ileri gelen ailelerin odalarında. İşte kim varlıklıysa onun odası varmış orda kılarlardı. İsmi neydi ?... Haci Şükrü vardı. Tatar. O rahmetli kuranı okumasını falan bilirdi. Zaten bu işleri bilenler onlardı dedim ya. Bizimkiler nerden bilecek. İşte gidip gelir namaza falan dururlardı o kadar.
 
Çiftlik kurulma aşamasında sizin köyle toprak alma meselesinde kavgalar olmuş. Biraz da bundan bahsedermisin. Diğer çevre köylere nazaran Üçkuyunun arazisi biraz daha fazla sanıyorum?
Yekün olarak 20 bin dönüm toprağımız olduğunu tahmin ediyorum. 12 binini taksim ettiğimiz bizzat ben biliyorum. Doğru ozamanlar çiftlikle aramızda büyük münakaşalar oldu. Kanunda nizamda yazmadığı halde cebren topraklarımızı işgal edip sürmeye kalktılar.

Hatunoğlu ve Çamalaktanda toprak aldılar değilmi ?
Evet. Çiftliğin müdürü vardı. Neydi onun adı. Hatırlayamadım şimdi. Neyse. Hatunoğlunu Aşağı Evlere kadar, Çamalakı, Çiğdeliyi, Kuşaklının topraklarını sormadan cebren sürmeye kalktılar. Sıra bize gelince karşı durduk.

Nasıl Karşı durdunuz ?
Valla... Kanunsuz iş yapıyorlardı. Orakı, Dirgeni kaptığımız gibi karşılarına dikildik, geçtik tarlalarımızın başına. En önde Memedî Esen le ben. İlk önce şey geldi genel müdür. Dedi bir gurup beri gelsin konuşalım dedi. Ben rahmetli Heci Ehmed yani Ehmedi Male Mistike(Ehmo) vardı. Gittik. Şöyle şöyle dedik. Kanunsuz iş yapıyorsunuz burası bizim baba toprağımızdır dedik. Müdür baktı iş ciddi dediki tamam. Tarlalarınızdan beri geçmeyin bizde geçmeyecez. Geçen olursada çekin vurun hakkınızdır dedi.

Yani siz çiftliği topraklarınıza sokmadınız.
He canım. Giremediler. Bütün köylü karşı durunca.

HANGİ AŞİRETTENİZ ?

Amca sence biz hangi aşiretteniz. Eskiler bu konuda ne derlerdi ?
Yeğenim bak... Biz Reşvan aşiretindeniz. Şimdi Reşvanların 12 kabilesi vardır. Yani 12 kola ayrılmışlardır.

Evet konuştuğum yaşlıların çoğu böyle söylüyor.
Doğrudur. Bizde böyle duyduk. Şimdi bu 12 aşirette şunlardır. Mifîkanlı, Şêxbilanlı, Cûdîkanlı, Xalîkanlı,  Bilikanlı,  Molîkanlı, Bereketli, v.s ler vardır. Sonra bir de Mihîna dedikleri bir aşiret var. O da aynı koldan olsa gerek. Bunların hepsi bir babadan olduğunu söylerlerdi. Bu Reşvanların Beyi de Terikanlıydı.

Terikanlımı ? neden acaba?
Onu ben bilmem. Yalnız böyle duymuştuk. Tabii aşiretler Osmanlı zamanında gelip buralara dağıtılmışlar. Bizler bundan 200 sene evvel Göçebe idik. Kışın Adanaya, Hataya, Maraşa, yani sıcak memleketlere koyunları, develeri vs. sürüleri ile gider gelirdik. Hayvanlar yem değil, çayır yesinler diye.

Tabi o zamanlarda yemle besicilik falan da yok?
He.. canım. Zaten geçim kaynağı davar. Hayvan otu yesinki etlensin sütlensin.

Yazında buralara mı gelirlermiş ? Gelince ilk önce hangi yere konup karaçadırlarını kurarlarmış. Belli bir yerleri var değil mi?
İyi bildin.  Yaz gelince de bu taraflara gelirler,  çoğu Araplı köyünün Çal  mevkisinde (Çal tepe) kurarlarmış çadırlarını. Şimdiki çiftliğin bulunduğu yer bu Çal mevkisi. 

Bu Çal mevkisine gelmelerinin sebebi eskiden burada bol su kaynaklarının olmasındanmıymış? Zaten çiftlik kurulup sontaj vurulunca çekilmiş sular.
Evet. Buraya konup, sonradanda dağılırlarmış bildiğim kadarıyla.  Kalabalıkmış orası. Tıcarette olurmuş aralarında. Hatta çölde en zengin malvatların Terziyanlı olduğunu söylerlerdi eskiler. Çokça deve ve koyun sürüleri varmış.

Peki asıl geldiğimiz yer neresiymiş? Yani dönüp dolaşıp gerisin geriye döndüğümüz.
Bizim geliş yerlerimiz Gaziantep, Maraş, Adıyamanmış. En çok ta Adıyaman. Oralardan gelip buralara dağılmışlar yani. Sonra ferman çıkmış herkes yerinde kalacak, dolaşmak yasaktır diye.

Şimdiki köylerdeki aileler zamanında bir biri ile yakın akrabalarmış değilmi ?
Tabii canım. Gerçi şimdide öyle. Mesela o zamanlar söyledim ya bir daha diyeyim bizim köyün aileleri (Üçqî) Gêder ile beraberlermiş. Sizin köy (Araplı) Uzunpınar, Horla biribirinden ayrılmadır aslında. Hatta bir kısmınızda Göllü ve Seyrek tedirler.

Çewirme ?
O tek köydür. Sonradan başka köylere giden kabileler oldu ama tek köydür. Bahçepınar, Çanakpınar, Şiditler de birbirinden ayrılmadır. Mahmutlu, Zekere, Çiğdeli, Çamalak ta Mahmutludan çıkma köylerdir. Tosunburnu ve Şayıplı da birbirinden ayrılma. Seyrek ve Yeşiloba da zaten sonradan kurulan karma köylerdir. Efendime söylim. Terziyanla Külük, Körpınarda bir köydüler zamanında.

Tosunburnu ile Şayıplıya Pizbengo diyorlar anlamı ne olabilir acaba ?
Pizbengo ? benim fikrime göre... hani çobanların akşamları yatarken sürü giderse haberi olsun uyansın diye koyuna bağladıkları bir ip vardır. Pizbeng diye. Valla ne bilim isim burdan gelmiş olabilir. Zaten birbirinden ayrılma köylerdir.  Aslında Rahmetli Hopo amcan bu konuları çok iyi bilirdi.

Amcam Hopo ile samimi arkadaşlığınız vardı.
Ne demek samimi arkadaşlık. Kardeş gibiydik. Benim kaç yıllık can dostumdu. Rahmetli ile çok beraberliğimiz oldu. Bazen yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Sizin köyde Cevdet Kara da iyiydi ama Hopo bir başkaydı. Ben hayatımda o kadar zeki adam tanımadım. O olsaydı şimdi. Bilmediği şey yoktu yani. Sor sorabileceğini. Hepsini sana tek tek anlatırdı.

MİFÎK-ŞÊXBİL KAVGASI

Hacı Arif Amca çokca merak edilen bir konu var. Zamanında Mifik ler ile Şêxbiller arasında büyük bir kavga olmuş. Bu kavgada çokca ölende var. Ben bunun nasıl başladığını nasıl bittiğini nedenlerini falan çok kişiden dinledim. Duydum ki seninde bilgin var bu konuda hatta her yıl Uzunyayladaki mezarları ziyaret ettiğini duydum. Birde senden dinlemek isterim.
Olur anlatayım canım. Gerçi üzerinden çok geçti ya. Şimdi  Sivas Uzunyayla taraflarında yaylada iken oluyor bu kavga. Çadırlarını falan kurmuşlar hayvanlarını otlatıyorlar. Bizim köylü olan ve lâkâbida Nuriye Dîn (Deli Yusuf) varmış. Eşe nin babası.

Eşenin babası deli Nuri sizin köylü yani ?
Evet evet ... bizim köylü vede Mala Qerehesen kabilesinden.  Uzunpınarlı olan bir çoban Aşeyi istetir. Sebebini bilmiyorum ama vermezler.

Aşeyi isteyende demek Uzunpınarlı.
He canım ji Sira`ye. Neyse efendime söylim.  Bir gün dere kenarındamı bir çeşmenin başındamı kadınlar çamaşır yıkarken bu Uzunpınarlı çoban gelir.  Kadınlardan birisine der ki “Şimdi ben bu Aşe nin beliğini kesersem ne olur?” demiş.

Aynen böylemi demiş.
Valla tam ne dediği bilinmiyor tabii. Kimi diyor aynen böyle dedi.  kimide diyorki bir şey demeden hemen  beliğini kesti. O arada bunu Yusuf adında bir çobana söylüyorlar. Çoban da haberi yetiştiriyor. Bunu duyan Qerehesenler`den birisi kızın babasına haber veriyor. Uzunpınarlı çobanı koyun sağarken öldürmüşler. Anlayacağın bundan sonra bir birlerine girmişler.

Mifîk`lerin hep beraber kavgaya karışmadıkları söyleniyor, yani ikiye ayrılmışlar bu kavgada
Evet doğru. Mifîk`lerin bazıları demişki: Ne kavgası. Yapmasaydı o hakareti demiş. Uzunpınarlılar yalnız kalmış yani kavgada.

Hangi köyler mesela
Şimdi Mifîk olarak biz üç köyü biliriz aslında. Yani öyle 10-15 köy değildir. Aslında Mifîkler Uzunpınar, Araplı ve Horla dır. Zaten kavgaya girişenlerde bunlardır. Anlayacağın diğer köyler pek katılmamışlar.

Horla katılmış ama...
Dedim ya Horlada var diye. Zaten Horla Uzunpınardan ayrılmadır. Kavganın başındada Batelî Kose var. Kavgada ölmüş. Onun ölümü Mifîklerin çok zoruna gitmiş. Üzerine söylenmiş ağıtları falan vardır. Cevdet de bilirdi o ağıdı.

Haci Arif Amca tamda oraya gelmek istiyorum.  Batelî Kose`nin ölümünde bir at hikayesinden bahs ederler hep. Bir oyun oynanmış diye.
Her şeydende haberin var maşallah. Baksana bilmediğin yok.

İşte soruyoruz anlatıyorlar Haci Arif amca.
Doğruya rahmetli Hoponun yeğenisin.  Şimdi ben sana ölümüne sebeb olan bu at meselesini anlatayım.

Sevinirim
Şimdi Şêxbil tarafında bir at varmış daha Kısrak adına da Sosik derlermiş. At deyip geçme ha... gayetiyle kavgacı bir hayvanmış. Yanına kimseyi yaklaştırmaz karşısındakini aşağı indiriverirmiş bir çırpıda. Bu sefer sıra Battaldaymış.

Karşılıklı vuruşuyorlar yani...
He... canım yeke yek at sırtında ellerinde mızraklarla bir birine hücum ederlermiş. Kim aşağı düşerse yani. Düşenin yerine başkası geçermiş.

Tam filmlerdeki şovalye kavgaları gibi mi yani, tabi birde at üstünde kılıçla vuruştuklarını  duymuştum.
Olabilir tabii. Batelî Kose girmiş kavgaya. Bir kaç kişiyi vurduktan sonra yaralanmış. Geri gelmiş demişki benim bu atı öldürmem lazım yoksa bu at hepimizi mahveder demiş.

Peki sonra ne olmuş.
Yaralı haliyle yeniden kavgaya girmiş bu sefer. Zaten yaralıyım diye atı hedef almış. Elindeki demirden olan mızrağı ciğerlerine kadar saplamış ve atı öldürmüş. Kendiside o esnada bir daha vurulmuş. Sonra da ölmüş tabi. Battal yiğit adammış.

Peki Batelî Kosê`nin karşısındaki kişi kimmiş ?
Vala tam bilmiyorum ama Ramiklerden Şêxşatirler’den birisimiymiş yoksa Çidalıdan birisimiymiş onlardan birisi olacak.

Amca sence bu kavgada kaç kişi ölmüştür
Otuziki (32) Mifîk genci ve de dört (4) tane de Şêxbil genci ölmüş derlerdi. Ne kadar doğrudur orasını bilemem.

Mezarları hala ordadır değilmi ?
Evet evet.

Sen gittinmi kavganın olduğu yere. Senin gidip geldiğini duydum. Sivas tarafında Girê Mişik diyorlar.
Yok.. ben gitmedim. Fakat gidip gelenler oluyordu tabii mezarlarını ziyaret edip bir fatiha okumak için.

Kim gidip gelmiştir ki ? tanıdığın bildiğin varmı...
Rahmetli Heci Dağıstan gitmiş. O bir defasında anlatmıştı. Oralara çok gider gelirdi. Sürüyle koyun alır İstanbulda satarlardı.

Haci Dağıstan ? sizin köylümü
Yok.. yok..  Çamalaklı.  Varlıklı birileriydiler. Eskiden beri koyun tüccarlığı ile uğraşırlardı. Gider Sivas taraflarında falan koyun toplar İstanbula götürüp satarlardı. Sivas taraflarında akrabalarıda vardır. Anlayacağın Davar falan götürüyorlardı.

Omu ziyaret etmiş Girê Mişik’i?
Evet oradaki akrabaları götürmüşler kavga yapılan yere. Hatta demişlerki “aha burada Kürd birbirini kırdı, çok genç öldü” diye.

Sonradan kavganın arasına kadınlar girmiş ve ortaya eşarp atmışlar.
Doğru. Çiğdeliden Mala Ocêx in kadınları araya girip kavganın durması için eşarplarını atmışlar ortaya.



Devami 2. bölümde...

              


 
Malpera Kurdên Kirsehîrê © 2005
Design by Xalîkan